
Faik Baysal’ın aynı isimli tiyatro eserinden televizyona uyarlanan dört bölümlük TV dizisi Kavanozdaki Adam, 15 Ocak ile 12 Şubat 1988 tarihleri arasında TRT için çekilir; müzikler Ahmet Güvenç ve Gökçen Taşkıra’ya aittir.
80’lerin bu travmatik prodüksiyonu; beyin naklinin doğuracağı sonuçları “kahramanın yolculuğu” üzerinden yıpratıcı bir biçimde anlatmaktadır.
Kimlik, dönüşüm ve yabancılaşma ekseninde oldukça ses getiren proje, sinema eleştirmenleri tarafından psikolojik-gerilim ve varoluşsal drama türünde bir ilk niteliği taşımaktadır.
Kavanozdaki Adam Dizisinin Konusu
Şiddetli baş ağrıları yüzünden kaldırıldığı hastanede, beyninde tümör olduğu ve en fazla birkaç ay ömrü kaldığını öğrenen Ahmet Mekin, hayatta kalmak için önündeki tek yol olan beyin naklinin ilk insan deneği olmayı kabul eder.
Oğlunun (Efkan Efekan) ölümünden sonra aniden rahatsızlanan ünlü yazarımız Bay Şerifoğlu’na takılan beyin, bir kan davası kurbanı olan ve okuma yazma bilmeyen Mehmet Ekinci adlı bir inşaat işçisine aittir.
Ameliyat başarılı geçse de okuma yazması olmayan bir kişinin beyninin nakli sorunlara neden olur.
Semih Şerifoğlu (Ahmet Mekin) beynin sahibi olarak tepkiler verir, ameliyattan sonra sigaraya başlar ve çorbayı höpürdeterek içerek bedenini yadırgar.
Devamında yazar, kendisini öldüren kanlılarının yanına gider, öldürür ve idam cezası alır. Suçlu beyindir ancak cezasını vücut mu çekmelidir? Özetle “Köylü” Mehmet’in beyni “yazar/aydın” Semih’in bedenine baskın gelmiştir.
Bu noktada doktor suçlu görülmekte Mekin ise gelgit ve şiveleri kusursuz bir biçimde izleyici ile buluşturmaktadır.
Operasyonu gerçekleştiren kişi ise uzun zamandır beyin nakli üzerine çalışmalar yürüten ve neredeyse tüm hayatını bu konuya adamış olan bilim insanı Kenan Aksal’dır. Metin Serezli bu uğurda ailesi dahi ihmal eden kuralsız profesör rolüyle karşımıza çıkmaktadır öleni tanımadığı gibi ailesinden de izin alınmamıştır. Semih’in rahatsızlığı ona iple çektiği bu imkânı sağlar.
“Doğulu insan tipiyle, Türk insanın inanç ve düşüncesiyle batının kefere insanı birbirine tamamen zıttır, biz orada bir kol veya böbrek naklinden bahsetmedik” diyen yönetmen Mesut Uçakan, “Türk insanına batı kimliği uymaz” diyerek yapımın bir bakıma alt metnini de ifşa eder.
Milli Sinema akımının tanınmış yönetmenlerinden Mesut Uçakan’a göre dizi, tarihte topluma dayatılmaya çalışılan yeni kimliklerin bir nevi metaforudur ve “Doğulu/Müslüman” tipi ile “Batılı/kefere” tipi birbirine zıttır. Bu bağlamda, nakil sonrası yaşanan kimlik karmaşası, Doğu-Batı kimlik çatışmasının bir yansıması olarak da okunabilir.
Dizinin jeneriğinde, Ahmet Mekin’in canlandırdığı karakterin, Rodin’in “Düşünen Adam” heykeli pozisyonunda oturduğu, ardından kalkıp bir büstü baltayla parçaladığı güçlü bir sahne bulunur. Bu görsel, “kimlik” ve “düşünce” gibi kavramların yıkımını simgeleyerek dizinin ruh halini özetler niteliktedir.
Türk Talebe Birliği orijinli Uçakan’a göre başarısızlık doğuya hakimiyet denemelerinin sonuçsuz olacağının bir ispatı.
Son bir not: Mesut Uçakan, İskilipli Atıf Hoca (1993) ile de karşımıza çıkar.
Karakterimizi baltalı yazar olarak kabul edenler olduğu gibi profesör olarak görenler de var. Siz ne dersiniz?
- 0 Yorum
- Medya Dersleri
- Ekim 3, 2025

