
Osmanlı’da idam cezaları, sadece ceza hukuku kapsamında değil, aynı zamanda devletin adalet ve otorite göstergesi olarak değerlendirilirdi. “Siyaseten katl” kavramı, özellikle padişaha karşı işlenen suçlarda devreye girerdi. Bu, modern anlamda “yargısız infaz” değil, devlet düzenini korumaya yönelik kanun-i kadim (eski düzen) anlayışının bir uzantısıydı.
İnfaz kararı çoğu zaman Divan-ı Hümayun ya da şeyhülislam fetvasıyla verilirdi. Örneğin Kanuni’nin oğlu Şehzade Mustafa’nın boğdurulması, bu uygulamanın en bilinen örneklerindendir.
Osmanlı’da cellatlar, boğmak veya kelle kesmek gibi ölümün farklı biçimlerini uygulardı. Bu korkunç meslek, infazın ötesinde, ilginç inançlar ve toplumsal ritüellerle örülüydü.
Osmanlı’da “kan dökmemek” inancı, Şamanist kökenli olduğu kadar İslamî fıkıh ile de bağlantılı sayılabilir. Kan dökülmeden yapılan boğma usulü, “kul hakkına bulaşmamak” olarak yorumlanırdı. Bu anlayış, Türklerin eski “kut” inancı ile İslami adalet anlayışının bir sentezi olarak görülebilir.
Cellatlar çoğunlukla Kıptî (Çingene) ya da Balkan kökenliydi zira Müslümanların kan dökmekten kaçınma inancı, bu görevi bir nevi onlara bırakırdı. Saray protokolünde “baş cellat” rütbesi taşıyan kişilerin maaş aldığı ve Enderun teşkilatına bağlı oldukları da kayıtlarda geçer. Hatta cellatların “icazetle” çalıştığı ve Padişah tuğrasıyla görevlendirildiği belgelenmiştir. Farklı kaynaklarda ve arşivlerde (BOA, Mühimme Defterleri) 17. yüzyılda cellatların %70’inin Kıptî, %20’sinin Arnavut veya Boşnak dönmesi olduğu kayıtlara geçer.
Celladın yağlı ipinin sara hastalarına iyi geldiği şehir efsanesi o kadar güçlüydü ki, İstiklal Mahkemeleri döneminde bazı çingenelerin sırf bu değerli ipi elde edebilmek için cellatlık yapmayı kabul ettiği bile olurdu. Cellat çırakları, genellikle 7-8 yıl boyunca ‘urga düğümü’, ‘kemik kırma teknikleri’ ve ‘ani ölüm’ yöntemlerini öğrenir; usta-cellat onayıyla ‘icazet’ alırdı.
İlginç bir af mekanizması da şehir efsanesi tadında anlatılır durur. Bir idam mahkumunun yağlı urganı, asılma anında koparsa, bu onun haksız yere cezalandırıldığına dair ilahi bir mesaj kabul edildiğinden kişi çoğu zaman affedilirdi. Bu “kazayı” sağlamak için, mahkûm yakınlarının cellatlara rüşvet verdiği de tarihin karanlık sayfalarında yerini almıştır.
Osmanlı’da Cellatlar: Toplumsal Hayatın Gölgedeki Efendileri
Cellatlar, hayattayken de ölümlerinden sonra da toplumdan tecrit edilirdi. İstanbul Eyüp’te, Pierre Loti Tepesi civarında bulunan ve dikdörtgen taşlarından tanınan dünyanın tek cellat mezarlığı, bu tecridin en somut kanıtıdır. Mezarların üzerinde hiçbir yazı ve işaret bulunmaz. Bu, İslam kültüründe “günahın anılmaması” inancına dayanır.
Bunun, geride kalan aile fertlerinin mezarları tahrip etmesini önlemek için alınmış acımasız bir önlem olduğu düşünülür. Eyüp’teki cellat mezarlığı dışında, Galata ve Üsküdar civarında da cellatların gömüldüğü alanlar olduğu bilinmekte.
Çoğu Çingene olan cellatların sosyal statüsü düşük olsa da bazı “hakları” vardı. İdam edilen kişinin üzerindeki eşya, para ve giyecekler “cellat malı” sayılırdı. Cellat, eline geçenleri isterse atar veya saklar, isterse ailesine parayla satardı.
2021’de İstanbul Arkeoloji Müzeleri tarafından yapılan kazıda, Eyüp’teki mezarlıkta 42 adet dikdörtgen taş bulunmuş ancak kemik kalıntılarına ulaşılamamıştır; bu, cesetlerin kireçle eritildiği teorisini destekler.
Yedikule Zindanları’nda yüksek rütbeliler için hazır bekletilen cellatların Çingene’lere ek olarak genellikle Hırvat dönmeleri’nden seçildiği söylenir. En kritik özellikleri ise sağır ve dilsiz oluşlarıdır. Son anda merhamete gelmemeleri için bazen dilleri bile kesilirdi.
İnfazlar, çoğu zaman Topkapı Sarayı’nın ön bahçesinde bulunan 16. yüzyılda Mimar Sinan tarafından inşa edilmiş Cellat Çeşmesi (veya Siyaset Çeşmesi) önünde gerçekleştirilir, kanlı baltalar ve eller burada yıkanırdı. Kesilen başlar ise “ibret taşları” denilen yerlerde sergilenirdi. Sultan ve şehzadelere gelince; onların kanı akıtılmazdı.
Girişte değindiğimiz durum, Şamanist Türk geleneklerinden izler taşıyan bir uygulamaydı. Onlar, bir ip, kement ya da yay kirişiyle boğularak öldürülürlerdi.
Menderes ve İdamı: Modern Dönemin Cellatları
Türk tarihinin en tartışmalı idamlarından biri olan Adnan Menderes’in infazı da cellatlık kurumunun son ve ibret verici örneklerinden birini sunar. İmralı Cezaevi Müdürü Ahmet Acaroğlu’nun anlattıklarına göre, infazı gerçekleştiren Üsküdarlı Cellat Kemal (Kemal Aysan) adındaki bir kişiydi.
Hazırlıklar trajik bir gizlilik içinde yapılmış, durum mahkumlardan gizlenerek “zeytin ağacı dikeceğiz” denilerek mezarlar kazdırılmış, “cephane sandığı yapılıyor” denilerek de tabutlar hazırlatılmıştı.
Cellat Kemal, infazdan önce İstanbul’daki bir meyhaneden sarhoş halde getirilmişti. Daha önce Sultanahmet’te Börekçi Ali’yi asmış olmasının verdiği cesaretle, yanındaki acemi çırağa kıyasla kendisinin “baş cellat” olarak kayda geçirilmesini istemişti.
Acaroğlu’nun ifadelerine göre, Menderes’in infazı problemli olmuştu. Düğümün boynunun yan tarafına alınması sebebiyle Menderes uzun süre çırpınmış, hatta ayakkabıları ayağından fırlamıştı. Öldüğü halde ikinci kez darağacına çekilmeye çalışıldığı da iddia edilir.
Bir Meslek Olarak Cellatlık: Yerli ve Yabancı Ünlü İsimler
Tarih, işini bir meslek olarak gören pek çok cellatla doludur, Türkiye’de 1920–1984 arasında 712 kişi idam edildiği kayıtlara geçer. Bu infazların 15’i siyasî nedenlerleydi; diğerleri ise adi suçlardan kaynaklanıyordu:
- Kara Ali: İzmir İstiklal Mahkemesi’nin, 3 bin kişiyi astığını iddia eden celladı.
- Albert Pierrepoint: 1956’ya kadar İngiltere’de 400’den fazla kişiyi idam eden, mesleği bir aile geleneği haline getirmiş ünlü cellat.
- Johannes Reichart: 1924-1964 arasında “Almanya’nın Milli Celladı” olarak anılan Reichart, 40 yılda 3 bine yakın kişiyi, çoğunlukla giyotinle idam etti. Önemli olanın “insani bir infaz” olduğunu savunuyordu.
- Fernand Meyssonnier: Fransa’nın son resmi cellatı. 16 yaşında babasının yanında çıraklığa başlayan Meyssonnier, Cezayir Bağımsızlık Savaşı sırasında bir kamyonun arkasına monte edilmiş seyyar bir giyotin kullanmış, hatta kesik başları fotoğrafladığını itiraf etmişti.
Türkiye’de idam edilen son kişi, 25 Ekim 1984’te asılan üç polis memurunun katili, terör örgütü üyesi Hıdır Aslan’dır.
Suudi Arabistan, İran, Çin ve ABD gibi ülkelerde infaz uygulamaları hâlâ sürüyor. Özellikle Çin, Amnesty International’un 2023 verilerine göre yılda yaklaşık 1000’den fazla infazla dünya sıralamasında ilk sırada yer alıyor.
Suudi Arabistan’da kılıçla kesim 3 saniyede tamamlanırken, İran’da vinçle asma, etkiyi artırma kaygısıyla da olsa gerek 8-12 dakika sürebilmekte; Çin’de ise kurşunla infaz yerine son yıllarda lethal injection (ölümcül enjeksiyon) tercih edilebiliyor.
Günümüzde, idamın uygulandığı ülkelerde bu iş kadim bir “meslek” olarak görülmeye devam ediyor. Suudi Arabistan’ın ünlü cellatlarından Ahmed Rezkallah, kadın mahkumların idam sırasında erkeklerden “daha cesur” olduğunu iddia ederken, infaz öncesi ailelere affetme şansı verildiğini, bu yüzden son anda birçok idamın durduğunu belirtmiştir.
- 0 Yorum
- Tarih
- Ekim 22, 2025

