minimal hayat ve minimalizm

Az Eşya Çok Mutluluk Demek

Odalarda, dolap ve çekmecelerde kısaca elimizin altındaki her yerde karşımıza çıkan ıvır zıvır ve yayıntılardan, benzer durumundan rahatsız ABD’li Dave Bruno, “The 100 Things Challenge” adlı kitabı ile minimal hayatın altını çiziyor, az eşya ile daha mutlu yaşanır ana fikrini aşılıyor.

“Az Çoktur / Less is more” akımının savunucularına göre 100 eşya ile yaşayabilir ve gayet de mutlu olunabilir. Farklı kültürlerin ihtiyaç ve gereksinimlerine göre rakamı 3 aşağı 5 yukarı çekmek mümkün. Yine derler ki mutlu olmak için imkanlar dahilinde bir şeyler alma ihtiyacı duyuyoruz ve sıkılınca döngü tekrarlanıyor; al biriktir, al sakla unut durumu. Para mutluluk getirir tezini de savunanlar var elbet;


Fransız kalem Albert Camus da diyor ki; → “İnsanın parası varsa çalışmak zorunda kalmaz. Böylece zamanı satın alır. Bu kalan zamanda da kendini mutlu edebilecek şeyleri yapar. Yani para mutluluğu satın alır.”  ← 

Amaç; bir yandan fazlalıklardan kurtulmak, bireysel ve finansal özgürlüğü kazanıp bir nebze de olsa huzur bulabilmek. Eşyaları azaltmaya karar verenlerin “çöpe atma” yerine bağışlama yoluna gidilmesi manevi tatmin noktasında tetikleyici! Emin olun dışarıda; yıllardır bekleyen kitaplarınızı okumak isteyen (kitaplar konusu tartışılabilir), kıyafetlerinize, yorganlarınıza ve kullanmadığınız mutfak eşyalarına ihtiyacı olan o kadar çok insan var ki. Torbalara sıkışan havasız kıyafetleri eşyaları bağışlamaktan güzeli var mı?

Minimalism: A Documentary About the Important Things’ belgeselini öneririm.

Mali imkanları; sürekli bir şeyler alıp istiflemek yerine “deneyim kazanmak”, eksikliğini duyduğunuz bir konuda eğitim almak ya da sevdiklerinizle güzel bir tatil için kullanmayı düşünmez misiniz? Saatlerinizi geçirdiğiniz iş yerinizde dolaplarınıza bir göz atın, tavan arasını, balkon ve garajınızı gözden geçirin. Kendinizi hafiflemiş ve daha mutlu hissedeceksiniz.

“Çok şeye sahip olan mı zengindir, az şeye ihtiyaç duyan mı?” diyerek ortalığı köpürtelim ve üstat Can Yücel’le bağlayalım: 

“Çok eşyan olmayacak mesela evinde. Paldır küldür yürüyebileceksin. İlle de bir şeyleri sahipleneceksen, çatıların gökyüzüyle birleştiği yerleri sahipleneceksin. Gökyüzünü sahipleneceksin, Güneşi, Ayı, yıldızları…”

1979 → Bilgi Üniversitesi Medya ve İletişim → Inter Star & Kanal 6 & Hür FM → Vatan Gazetesi → Turkcell → Bilge Adam → Boxer Dergisi → NTT Docomo → StarGrup → TremGlobal - Şu sıralar AOF Tarih bölümü öğrencisi. - BABA

4 Yorum

  1. Bizim kültürümüze çok ters bir hareket bu minimalizm sanki. Fikir çok güzel; uygulaması zor. Birey olarak uygulansa bile aile bazında uygulamak yine zor.

    • Şimdi “hatıralar” var atmak olmaz deyip biriktirdiklerimiz oluyor; askerlik anıları, çocuğun beşiği eşyaları, okul vs derken yayılıyor tabi.

  2. Odamda az eşyam var fakat bisiklet malzemelerimi koyacak yer bulamadığım karanlık bir dönem geçirdim. Şuan 3 çanta malzemem var. yavaş yavaş eritiyorum. Bazılarını satıyorum bazılarını ücretsiz dağıtıyorum.

    Şu minimalizmi anneme aşılamam lazım. Her yer tabak, her yer bardak. 2 kişilik bir aileyiz 4 tane gardırop var. mutfak dolapları gırla tencere tava dolu. Neden bu kadar tabak çanak var dediğimde “Misafir gelir” cevabını alıyorum.

    Kendimden şunu istiyorum; parada minimalist ol.

    • Yokluk yıllarını pek görmediğimiz için yaşlıları ve anneleri pek anlayamıyoruz, yoğurt kapları dahi saklanır VİTA tenekelerine çiçekler ekilirdi. Ben dahi zaman zaman kavanozları atmamak istiyorum düşün! Halbuki ne gereği var, o karşına çıkan son kavanoz değil ki ve daha belki de binlerce şişe açacak kavanoz göreceksin..

      Eğer o malzemeler; yeniden alınması pahalı, zor bulunan ve sürekli elinin altında olması gereken şeylerse sakla tabiki. Toz tutup yer kaplayacak uzun yıllar elini sürmeyeceğin eşyalardansa da ver gitsin aynen…

Bir cevap yazın

Your email address will not be published.

*